20 Şubat 2025 Perşembe

mektûbât, 1.

     Sevgilim, merhaba. Hızlı adımlar ile yürüyorum, yerkürenin küreliğini ispatlamaya mahal verir nitelikte adımlar atıyorum. Bir zamanlar Çağrılmayan Yakup var idi, "Kurbağalara bakmaktan geliyorum..." derdi, bense, şimdi, atılan adımlara bakmaktan geliyorum, kim daha hızlı ise o kazanır yarışması gibi, Acı'da paydaş olanlara bakıyorum, sokaklarda salınıyorlar, sevgilim, buna n'asıl dayabiliyorlar?   

    Elimde bir cetvel, çiziyorum paydamı, paydaşımı bulmak için,

    Elimde bir sustalı, çiziyorum bedenimi, kanlar ile seremoni için,

    Elimde bir mektup, bırakıyorum alıcı kuşa, ulaştırması için,

    Elimde bir kalem, yazıyorum ismini, elimi susturmak için,

    Elimde bir silah, silahta bir mermi, şakakta bir dövme, tanımasınlar beni, 

    Beynimde sen, kalbimde kir, düşümde bedenin, içiyorum şimdi, kanmak için!

    Hazan mevsimi, çırılçıplak ağaçlar diğer dalına küs, n'asıl dayanılır buna?.. Uygun adım yürüyen askerler, çevresinde, kendilerine selâm durduğu kediyi çoktan gözden kaçırdılar oysaki kedi düşmanları değildi. Bu gerekir, emir, resmî ağız tarafındandır, belâgat hulâsa edilemeyecek tıynette vakar ve alıcıdır. Asker, aldanmak için yaratılmıştır; sevmek ve acı çekmek pay ve paydadır, elimdeki ayna gibi jilet böler pay ve paydayı, karşımdaki ayna inceltir bedenimi, inceltir ve inceltir, sustur öfkemi!

    Süstür öfkem. Sevgilim, merhaba. "Yazmak, aralanmaktır." demiş idi şair ağız, n'için bu susmak hâli?.. Cevap: ...

    Hızlı adımlar ile yürü, şehir, şairin ana-acısı, peki ya benimki?.. Benimki zamansızlık algısıdır, tanış mısınız? Gelin, tanış olalım. Doğu'da, en Doğu'da, "Doğmuş Olmanın Sakıncısı" üzerine konuşulmuyor sevgilim, orada, gelinler, babaların hızlı adımları ile emekli memurlara veriliyorlar, hızlı bir iş, hızlı bir makam, hızlı bir ölüm için... Sevgilim, ancak, sıhhat için değil, pis memurun rahat bir istirahatı için, baba, kızını emekli memura istirham ediyor, Doğu, Doğu, Doğu; doğmadan bir güneş batıyor sevgilim, sen misin?.. Olma, kabûl buyurma, reddet, isyan et ve baş-et! Azıyan o eti neşter ile yerinden et sevgilim, kendini yerinden et!

Sevgilim, merhaba. "Günün n'asıl geçti?.." adlı suali duymayalı ne çok zaman olmuştu, "Neler yaptın bugün?.." gibi... Uyandım sevgilim, gerinmedim, gerinemedim, gözlerim açıldı, adı: Uyanmaktır. Direkt sigarama sarıldım, kaç dalım kalmış, baktım, yaktım Sevgilim, uzun zamandır sabahları "Allı Turnam" adlı türküyü dinliyorum, öyle, gelişi-güzel gibi, gelişi çok güzel olmuyor Sevgilim, tahmini ne zaman gelirsin?.. Sevgilim, artık kıyafetlerimi geceden hazırlamıyorum, geceden başka düşler ile hemhal oluyorum, tuş olmak için, hoş, o da olmuyor... Annem üzülür diye değil Sevgilim, gücüm yok diye... Hızlı adımlar ve hızlı bakışlar ile kıyafetlerimi giydim, bakışlara maruz kaldım, Metro'da ayakta gittim, insanlar vardı Sevgilim, nice hayatlar, hiçbirisine bakmadan aralarından geçtim, kimse de bana bakmadı, yanlarında durduklarım, beni hissetmediler bile, görmediler, ne acı! Görülmemenin Acı'sını sadece aynada iskeletini yeknesak bir biçimde görenler bilebilirler, Acı'yı bilmek ve ona kardeş olmak, sahi, sen n'için kaçmıştın?.. 

    Ben, artık birilerine âşık oluyorum Sevgilim, sevgilim olman için, benimle evlenir misin? Zannediyorum, ben onu da yakar geçerim, yani, seni de yakar geçerim Sevgilim, bırakmak ile meşhurumdur, terklerim ile meşhur, sen, hâlâ yerinde mi sayıyorsun, yerinde bin adım atmak bir adım atmak ile eş-değerdir Sevgilim, ben bir adım dahi atamadım, bin adıma eş-değer... Ben uzun zamandan beri yorgunum Sevgilim, odamın kapısını dahi kimseler çalmıyor, "İşe girsin düzelir..." diyenlere "İşe girdi daha da kötü oldu..." kanıtını gösterir gibi... Kendi kendimin deneyini yapıyorum Sevgilim. Bak, annem nar ayıklamış, kan renginde, ısırınca kanayan, ısırılınca kanayan, neresidir Sevgilim, neredesin?.. 

    Üst komşum sürekli Kur-an'dan ayetler dinliyor, okuması yok imiş, dinliyor, Allah cennetleri ile nail etsin, amin. Alt komşum yeni evli Sevgilim, evleri gibi, yeni evli, Allah bir yastıkta kocatsın, amin. Peki, ben her ikisinin de ortalaması mıyım, yoksa, her ikisini de ortadan bölen çizgi mi?.. Sevgilim, ben Sevgilin olmak istiyorum, "Sevgili"nin içerisindeki "Ev"in gibi, aman, neyse! Allah korusun Sevgilim, amin! 


20 Şubat, 2025. Perşembe,

    Artık evimdeki böcekleri öldürmüyorum, onlar arkadaşımdır.

15 Ocak 2025 Çarşamba

Giriş, Zehirleniş, Gelişme, Uç.

Selâm, hoş geldin, safha getirdin, Tanrı misafiri misin? Eğer -ki Tanrı misafiri isen, burası şarap bulabileceğin bir meydan değil, ve hatta, "Develer tellal..." değil, develer, Tanrı gibidir! Bilirsin, develer, boyu-posu, eğri-büğrü beli, dayanıklılığı(İrade?..(Doğa'nın Kendi-sine bahşettiği bu mevzuû bir iradi kuvvetin timsali midir? Ya da, şöyle, develer hakkında anlatılan bir hikâye olarak, sevdiği bir bitki, dikenli bir bitki ancak deve bu bitkiyi sever, yer-yer ve yer imiş, yer-yerinden oynasa, yemeye devam eder imiş(Arzu?..) Ancak, bu yediği bitkinin dikenleri devenin ağız içini kanatır ve bu salgıladığı kan da devenin hoşuna gider imiş, ancak, deve yer de-yer imiş, boşuna dememişler: "Deveye diken...") ile Mısır çöllerine nam salmıştır, Mısır'da, Necip Mahfuz'u arar iken, çölde gördüğüm bir vaha kuvveti ile bu düşünceleri yazmıyorum, iyi değilim, deve de umrumda değil, diken de... 

Karanlık hâkimlik kurdu şehre, Tanrı kalemi kırdı ve yağmur başladı. Tanrı'nın bulutu kırması ile birlikte dökülen yağmurlar, bedenine bir çivi gibi saplandı, binlerce çivi ve dahi akan binlerce damla kan... Nakil yetersiz, kan grubun bulunamadı, şehir hastaneleri, sanki, senin iflasına meyil verecekmiş gibi boşaldı, bu boşalma, "İnzal"e de meyil vermedi, meyus bir ağaç gibi kaldın: Yapraksız ve çırılçıplak! 

Geçmişini düşündün, bir kadın ve dallarının yavanlığını andıracak bir çıtırdı kadar dostluklar. Bir çeper, anlayamadığın konuşmalar, bu anlayamamak hâli de seni yanıtlamasın, başkalarınca kurulan ittifakları yeknesak bir biçim ile anlaman, onun, gerçekten de anlamı olduğu anlamına gelmez. Anlamın çoğu kez kayboldu, sahi, çoğu kez kaybolan anlamın çocuğu olarak doğdun: Alklollü, serkeş ve hayta! 

Akrep ve yelvokan, canını incitecek şekilde ilerledi, zaman geçmek bilmedi, aklında kurduğu şu emel de temelsiz değildi: 'Ölüm, zamanın, Ağabey-sidir.' Diline işlemiş şu "Erk"lik mevzuûnu da bir türlü bırakamadın. Bababana ne çok benzendin, meyhanlerde babana bezendin, Anne-nin gözyaşları, Tanrı-nın kalemi(Bulutları) kırması gibi şehre yağdı, Baba-nın, kollarının ve bileklerinin aşınmış olan karanlık ceketini giydin, ayakların çıplak, şemsiyesiz ve kulakların çıplak; kalbin çırılpılak, düşüncende ise güçlü bir duruluk mevcut... -Mevcut olan duruluğu güç ile eşleştirmen ne garaip... Sevgini, o kadının olduğu vakitlerde, üleştirmen ne kadar da bencilce, isminin önündeki sıfaltlar, başkalarınca değişti, bencilce... Şimdi, "Karanlık oda"dan, Baba-nın horultularını duyuyorsun, sabah ezanı okunacak, bebek ve çocukları korkutuacak derecede, müezzzin, sabâ bakamında Arapça terceme ile Allah*ın kalemini yüzyıllar üstüne canlandıracak, 

Kırmak(İncitmek), günahtır,

Ancak ve ancak Tanrı uludur. Lazım gelen müezzinin, Tanrı'nın uluviyetini kulaklarımıza nakletmesidir. 

Çünkü, Tanrı da bir anlamı ile günahkârdır, bulutu kırmıştır. Bulutun kırılması, toprağa şifadır, evsizlere azap; bir Kadın-ın terki, "Erk"e habistir, kadına ise hapis! 

    Ferit Edgü, ciddi bir muamele ile "Aşkın psikanalizi yapılmaz!"* demiş idi. Gerçekten öyle mi? Gerçekler n'için hep öyle veyahut böyle?..(Yani, işimize geldiği gibi...) Rimbaud ne güzel söylemiş: "Ben, gerçekte yaşadım, düşlerde yaşanılanı..." Peki, ben?.. Ben nerede yaşadım, neresi evim idi, gece uyanmalarım ve bir daha uyuyamamaklıklarım; sarhoş iken, meydanda, elimde merdane ile serserileri kovalayışlarım?.. Sevdiğim kadın yanımda iken benden ne kadar uzakta idi?.. 

    

mektûbât, 1.

      Sevgilim, merhaba. Hızlı adımlar ile yürüyorum, yerkürenin küreliğini ispatlamaya mahal verir nitelikte adımlar atıyorum. Bir zamanlar...